SOSYAL MEDYADA TAKİP EDİN



Acıbadem Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi bölümleri; bebeklik, çocukluk ve ilk gençlik döneminde, yani 0-16 yaş arasında rastlanan cerrahi hastalıkların tanı ve tedavisi için hizmet vermektedir.

Birimimiz ağır doğumsal anomalilerin düzeltilmesi için yapılan ameliyatlardan, fıtık, apandisit, inmemiş testis gibi sık rastlanan çocukluk çağı problemlerinin tedavisine, enfeksiyonlardan basit cerrahi işlemlere kadar uzanan geniş bir alanda faaliyet gösterir.

Daha fazla bilgi için: Alo Acıbadem 444 55 44

Çocuk Cerrahisi Medikal Cihazlar

PET/BT

PET/BT, günümüzün en etkin görüntüleme tekniklerinden biri. Özellikle onkoloji alanında tümörün saptanması, tümör yayılım derecesinin belirlenmesi, radyoterapi planlanması, tedaviye yanıtın değerlendirilmesi ve bazı durumlarda mevcut kitlenin iyi huylu mu kötü huylu mu olduğunu belirlemek amacıyla kullanılıyor. PET/BT, insan vücudundaki organ ve dokuların fonksiyonlarını metabolik düzeyde gösteren PET (Pozitron Emisyon Tomografi) ile detaylı anatomik bilgi sağlayabilen BT’nin (Bilgisayarlı Tomografi) güçlerini birleştirmesi sonucu oluşmuş. Sadece onkoloji alanında değil, aynı zamanda epilepsi odağının belirlenmesi, Alzheimer hastalığı gibi nörolojik olgularda ve kalp krizi sonrası kalpte canlı doku varlığının araştırılmasında da önemli rol oynuyor.

TÜM VÜCUT MR

Manyetik Rezonans (MR), yeni görüntüleme teknolojileri arasında en etkileyici tanı yöntemlerinden biri. Bu yöntem tümöral kitlelerin hastalık bulguları oluşmadan erken dönemde yakalanmasına olanak sağlıyor. Klasik tarama yöntemlerinde gözden kaçabilecek durumlarda yapılan MR incelemesi, tümör tanısını kolaylaştırıyor. MR cihazının hareketli masasında yatan hastadan paralel görüntüleme ve birleştirici yazılım programları ile optimum çözünürlük ve kalitede en fazla 30 dakikada görüntü alınıyor.

Hasta güçlü bir mıknatıs etkisi yaratan silindirin içindeyken MR, işlem sırasında hastaya vücuttaki hidrojen atomlarının enerji salmasına yol açan radyo dalgaları gönderiyor. Mıknatıs etkisiyle hareket eden binlerce hidrojen atomuna ait bilgiler bilgisayarda toplanıyor. Bunların incelenmesi ile hastaya ait çok hassas ve kaliteli film elde ediliyor.

INTRAOPERATİF 3 TESLA MR

İntraoperatif 3 Tesla MR, ileri teknoloji ürünü bir görüntüleme cihazı. Tüm vücudun görüntülenmesinde kullanıldığı gibi, beyin ameliyatlarında sağladığı hızlı görüntülerle, tümörün temizlenmesine yardımcı oluyor. Ameliyat yapılırken görüntü elde edilebilmesi özelliği sayesinde cerrah, ihtiyaç duyduğu her noktada, hastayı uyandırmadan ve ameliyat bölgesini kapatmadan steril bir ortamda tetkik yapabiliyor. Bu da cerrahın, ulaşılması zor bölgelerde bile tümörün büyüklüğü ve yerleşimi konusunda bir fikir elde etmesi anlamına geliyor. Kalıntıların tümüyle temizlenememesi, fonksiyonel alanlarda hasar oluşması, hatalı bölgelere işlem yapma gibi riskler ortadan kalktığı için ikinci ameliyata gerek duyulmuyor.

FLASH CT

Dünyanın en hızlı ve en düşük radyasyonlu tomografi cihazı. Başta kardiyak ve akciğer taraması olmak üzere vücudun hemen her alanında görüntü sağlayabiliyor. Düşük radyasyon dozu kullanarak çok hızlı çekim yapabilmesi sayesinde, özellikle kardiyak check up programlarında büyük kullanım kolaylığı sunuyor. 4 saniyede tüm vücut tomografisi, 0,25 saniyede kalp anjiyosu ve 0,6 saniyede nefes tutmadan akciğer çekimi yapıyor. Çekim esnasında hareket özgürlüğü ve kısa çekim süresi ile travma hastaları, çocuk hastalar ve obez hastalar için de önemli avantajlar sunuyor.

TRILOGY

İçinde IGRT, IMRT ve SRT/SRC olmak üzere 3 ayrı radyoterapi yöntemi bulunan bir Lineer Hızlandırıcı (LINAC). Hem tanı hem de tedavi amaçlı kullanılıyor ve hastaya önemli avantajlar sağlıyor. IGRT ile görüntü kılavuzluğunda radyoterapi yapılabiliyor. IMRT ile yoğunluk ayarlı ışınlama gerçekleştiriliyor. Böylece tedavi alanlarındaki radyasyonun yoğunluğu ayarlanarak istenen doz dağılımı, ideale yakın oluyor. Tümöre yüksek dozlar uygulanırken, sağlıklı dokular maksimum oranda korunuyor.  SRT/SRC; teknolojisi ile de noktasal ışınlama uygulanıyor. Bu yöntem ile milimetrik düzeydeki çok küçük tümörlere noktasal ışınlama yapılabiliyor. Bu sayede tümöre yüksek dozda ışın verilirken çevresindeki normal dokunun daha az ışın alması sağlanıyor. 

RAPIDARC

Rapidarc, “Hacimsel Yoğunluk Ayarlı Arc tedavisi” olarak adlandırılan yüksek teknolojiyle üretilmiş bir kanser tedavi cihazı. Görüntü eşliğinde yapılan 15-30 dakikalık radyoterapi süresini 2 dakikaya kadar indiren Rapidarc, tedavide büyük konfor ve kolaylık sunuyor. Diğer cihazların aksine, hasta etrafında dönerken, yani hareketli iken ışınlama yapma olanağı sağlıyor. Böylece tedavi, hızlı bir şekilde hastanın hareket etmesine fırsat vermeden gerçekleştiriliyor. Bir Lineer Hızlandırıcı (LINAC) olan Rapidarc sayesinde hastalarda IGRT süresi 2 dakikaya iniyor, masada geçen süre yine 2 dakikada tamamlanıyor. Bu da toplam işlemin 4 dakikada tamamlanmasını sağlıyor. Böylece eski yöntemlerle 30-45 dakikalık tedavi süreleri, 4 dakikalık sürede bitmiş oluyor. 

GAMMA KNIFE

Beyin tümörlerinin cerrahi işleme gerek kalmaksızın tedavisi için kullanılan Gamma Knife, denenmiş ve başarısı bilimsel olarak ispatlanmış bir radyocerrahi tekniği. Gamma Knife ile beyin tümörleri, hassas ve riskli cerrahi işleme gerek kalmaksızın, kansız ve hızlı bir şekilde tedavi edilebiliyor. Genel anestezinin uygulanmadığı Gamma Knife tedavisi, birkaç saat içinde tamamlanıyor ve hastalar aynı gün evlerine dönebiliyor.

CYBERKNIFE

Uzay neşteri olarak tanımlanan CyberKnife, tüm vücutta milimetreden daha hassas doğrulukla kanser tedavisi yapmak için tasarlanmış dünyadaki ilk ve tek robotik radyocerrahi sistemi. Bu sistem sayesinde radyasyon demetleri odaksal olarak kullanılarak, beyin ve vücuttaki tüm kanserli bölgeler yüksek dozlarla tedavi edilebiliyor. Tedavi sırasında normal dokular, radyasyonunun etkilerinden maksimum oranda korunabiliyor.

da VINCI

NASA tarafından uzaydaki astronotları ameliyat etmek amacıyla üretilen robot ‘da Vinci’, operasyonu mikro kesilerle yapıyor ve 3 boyutlu görüntü alınmasına imkan tanıyor. Böylece en zor ameliyatlar bile rahatlıkla gerçekleştirebiliyor. Bunun için de sadece ameliyat sahasının dışındaki bir konsolda oturan ve onu yönlendiren bir doktora ihtiyaç duyuyor. Başta üroloji, kalp - damar cerrahisi, genel cerrahi, kulak burun boğaz ve kadın hastalıkları olmak üzere pek çok alanda kullanılıyor.

Çocuk Cerrahisi Bölümü Doktorları


Çocuk Cerrahisi Bölümü Hizmet Noktaları

Daha fazla bilgi için: Alo Acıbadem 444 55 44


Çocuk Cerrahisi Bölümü Tanı Tedavi Hizmetleri

Acıbadem Sağlık Grubu Çocuk Cerrahisi bölümlerinde; çocuk hastalarımız için tanı ve tedavi hizmetleri sunulurken cerrahi müdahale öncesi ve sonrasında çocuk psikolojisinin önemi üzerinde de önemle durulmaktadır.

Bölüm hekimlerimizin ilgi alanında bulunan ve sık rastlanan çocuk cerrahisi hastalıklardan bazıları şu şekildedir:

Çocuklarda Apandisit ve Laparoskopik Tedavi

Apandisit, apendiks adı verilen körbarsağın iltihaplanmasıdır. Apendiks, ince barsak ile kalın barsağın birleştikleri bölgede, kalın barsağın uzantısı olan ve bir eldiven parmağı şeklinde bir organdır. Yaklaşık 5-15 cm uzunluğunda ve dıştan dışa çapı da 3-6 mm’dir. Genellikle bu organın dar olan iç boşluğunun herhangi bir nedenle tıkanması(sıklıkla sert dışkı parçaları ya da bitkisel kökenli bir tıkaç, örneğin uygun boyda bir çekirdek ile) sonucu, tıkanıklığın gerisinde kalan kısımda enfeksiyon yani iltihaplanma başlar.

Belirti ve Bulgular:

Karın ağrısı, kusma ve iştahsızlık en temel yakınmalardır. Ağrı, başlangıçta göbek çevresinde olmakla birlikte bir süre sonra karnın sağ alt bölgesine yerleşir. Sürekli bir ağrı olup giderek artar. İştah genellikle kaybolur ve bir çok hastada kusma tabloya eşlik eder. Ateş genellikle ilerlemiş tabloda bulunur ve genellikle halk arasında “patlamış apandisit” olarak bilinen perforasyon, yani iltihabın karın içine yayılması ile birliktedir.

Tanı muayene ile konulur. Akyuvarların (lökosit) yüksekliği, boğaz iltihabı ya da idrar yolu iltihabı varlığında da olabildiğinden dikkatle değerlendirilmelidir. Son yıllarda ultrasonografi cihazlarında giderek kalitenin artması ile apandisit tanısında oldukça yardımcı bir görüntüleme yöntemi olmuştur. Gereken durumlarda bilgisayarlı tomografiden de yararlanılabilmektedir.

Tedavisi cerrahidir. Açık cerrahi ya da Laparoskopik yöntemle yapılabilmektedir. Yakınmaların başlangıcından itibaren ilk 24 saat içinde yapılan operasyonlarda genellikle perforasyon yoktur. Hastalar sıklıkla 24 saat içinde hastaneden çıkabilmektedirler. Gecikmiş olgularda hastanede kalış süresi de uzamaktadır.

Kasık Fıtığı

Çocukluk çağında en sık uygulanan cerrahi girişimdir. Görülme sıklığı gününde doğanlarda %1-3, prematürelerde ise % 16-25’tir. Erkeklerde kızlardan 3-10 kat fazladır. Özellikle ağlamakla ya da ıkınmakla kasıkta şişlik belirmesi tipiktir. Kalıtsal bir hastalık olmamakla birlikte aile bireyleri arasında fıtık öyküsü bulunabilir (% 5-20). Karın içi basınç artışına neden olan sıvı birikimi ya da tümör gibi nedenler, uzun süren kronik öksürük nöbetleri ortaya çıkışını kolaylaştırır.

Oluşumu:

Anne karnındaki yaşamın 14. haftasından itibaren böbrek yanında bulunan üreme bezleri karın alt bölgesine doğru inerler. Kızlarda yumurtalar bu bölgede yerleşir. Erkekte ise testisler(yumurtalar) karnı terk ederek torbalara inerler. Bu iniş sırasında birlikte sürüklenen karın zarı(periton) bir eldiven parmağı tarzında torbalara kadar testis ile birlikte iner. Doğumdan bir süre sonra bu kesecik kapanarak ipliksi bir yapı halini alır(Ancak bu kanalın bazılarında belirti vermeden yaşam boyu açık kalabildiği bilinmektedir). Açık kanalın zamanla genişlemesi ya da kapandıktan sonra meydana gelen etkilerle(kronik öksürük, kabızlık nedeniyle zorlu ıkınma, bazı başka karın içi basınç arttırıcı hastalıklar) yeniden açılması sonucu; kimi karın içi organların bu kanal içine doğru yer değiştirmeleri ile fıtık ortaya çıkar. Bu keseciğin su dolması durumunda da hidrosel meydana gelir.

Tedavisi:

Tek tedavi ameliyatla onarılmasıdır. Kasık fıtığı, tanı konulduğunda ameliyat edilmelidir. Tedavi için beklenmesi gereken bir yaş sınırı yoktur. Operasyona engel bir durum yoksa doğumdan itibaren görüldüğü zaman yapılmalıdır. İlaç tedavisi veya kendiliğinden iyileşmesi söz konusu değildir. Fıtık bağı benzeri uygulamaların günümüzde yeri yoktur.

Cerrahi tedavi öncesi iyi bir öykü alımı(geçirilmiş hastalıklar, kanama eğilimi ve ailede genel anestezi alanlarla ilgili bilgiler) ve tam kan sayımı hazırlık için yeterlidir. Operasyon günübirlik cerrahi(daysurgery) tarzında yapılır. Operasyondan kısa bir süre önce hastaneye yatırılan hastalar operasyondan 3 saat sonra evine gönderilir.

Ameliyat edilmeyen kasık fıtıkları boğulma riski taşırlar. Bu olasılık ilk aylarda en yüksek olup, 6 aydan küçük bebeklerde % 60’a kadar ulaşabildiği bildirilmektedir. Yerine tekrar yerleştirilemeyen boğulmuş fıtıklarda acilen ameliyat gereklidir. Bu olgulara müdahale edilmediğinde, barsak tıkanıklığı belirtileri(kusma, karın şişliği, gaita yapamama, düşkünlük ve ağrı); etkilenen barsak parçasında ya da testisin damarları ve sperm yolunda beslenme bozukluğu sonucu hasar ve testis kaybı meydana gelebilmektedir. Aynı durum, fıtık kesesi içinde yumurtalığı bulunan kızlarda, yumurtalık için de geçerlidir.

Hidrosel ve Kordon Kisti

Hidrosel denildiğinde, fıtık kesesinin içinin sıvı dolu olması ve aynı zamanda karın tarafındaki ucun da kapanması anlaşılmalıdır. Hidrosel torbada bulunur ve testisin çevresini sarar. Kasık kanalı boyunca oluşmuş kistik (içi sıvı dolu) oluşumlara ise kordon kisti ya da kord hidroseli denir. Kızlarda da benzer oluşumlar olabilir. Fıtık kesesi açıklığı çok küçük ise ancak sıvı girip çıkabilir ki buna da bağlantılı hidrosel ya da halk arasındaki tanımıyla su fıtığı denir. Bu hastaların sabah küçük olup akşama doğru büyüyen şişlik öyküleri tipiktir. Hidrosel sıklıkla doğumda bulunur. Doğuştan olan bu tip hidroselden başka; çoğunlukla bir üst solunum yolu ya da benzer bir enfeksiyonunu takiben gelişen türüne de akut hidrosel adı verilir. Akut hidrosel 2-3 hafta içinde kendiliğinden kaybolabilir. Kaybolmaması halinde operasyona gerek olabilir. Hidrosel en sık ilk aylarda fıtıkla karışır. Boğulmuş fıtık aynen bir hidrosel gibi görülebilir ve mutlaka ayırt edilmelidir. Öncelikle ultrasonografi, mümkün olmaz ise karın filmi yardımcı olabilir.

Tedavi:

Hidrosel genel olarak ilk 4 aydan sonra küçülmeye başlar ve 6-12 aylar arası kaybolur. Bu tarzda seyreden hidrosel ameliyata gerek olmadan iyileşebilir. Ancak eğer 12 aylığa kadar kaybolmamışsa ya da kaybolma eğilimi göstermiyorsa ameliyat edilmelidir. Operasyon kasık fıtığındaki gibidir, hidrosel kesesinin açılarak boşaltılması yanında bu hastalara da fıtık ameliyatındaki işlemler uygulanır.

İnmemiş Testis

Testisin inişi kasık fıtığı oluşumu bölümünde anlatılmıştı. Bu iniş sürecinde meydana gelen aksaklıklar sonucu testis iniş yolu boyunca herhangi bir noktada kalabilir. Erkeklik hormonu ve sperm üretiminden sorumlu organ olan testis, bebeklerin yaklaşık % 4,3’ünde doğumda yerinde bulunmaz. Bu hastaların ¾’ünde 3 ay dolmadan testis yerine iner. Bebekler bir yaşına geldiklerinde ise yalnızca % 0.96 sı inmemiştir. Muayenede testisin yerinde olmaması boş torba olarak tanımlanmaktadır ve bu durumda şu olasılıklar söz konusudur:

Testisin yokluğu:

Testis ya anne karnındaki dönemde hiç oluşmamıştır ya da oluştuktan sonra meydana gelen damarsal tıkanıklıklar nedeniyle testis kaybolması söz konusudur. Tek ya da çift taraflı olabilir. Tek taraflı olanlar genellikle aynı taraf böbrek yokluğu ile birliktedir.

Testis erimesi (Atrofi):

Testis önceden mevcut olduğu halde daha sonra ortaya çıkan etkiler(damarlarda tıkanma, burulma ya da zedelenme-travma) sonucu testis erimesi meydana gelmiştir. Yapılan ameliyatta bu hastalarda sperm kanalının torba içinde ya da kasık kanalın bir noktasında son bulduğu görülür. Bu durumda da geri kalan yapıların çıkarılması önerilir.

Karın içindeki inmemiş testis:

Yine muayenede bulunamayan testis söz konusudur. Testis ne torbada ne de kasık kanalı içinde muayene ile bulunamaz. Tüm inmemiş testisli bebeklerin % 5-10’unda söz konusudur.

Kanal içindeki inmemiş testis:

İnmemiş testis denilince genellikle akla gelen ve en sık karşılaşılan tiptir. Kasık kanalı içinde herhangi bir noktada testis ele gelir.

Geri çekilen (Retraktil) testis:

Testisin asıcı kaslarının kasılması sonucu geçici olarak torba dışına(kasığa doğru) çekilmesi normal bir reflekstir. Bu refleks testisin ısı farklılıklarına ve travmaya karşı korunmasını sağlar. Retraktil testis tedavi gereken bir durum olmadığı kabul edilir. Retraktil-inmemiş testis ayırımının bir uzman tarafından yapılması gerekir.

Ektopik testis:

Testis normal iniş yolu üzerinde bir noktada bulunmayıp, farklı bir yerleşim gösterir. Anüsün ön kısmı, kasık, penis kökü ya da karşı torba yerleşimleri bildirilmiştir.

Tanı:

Yumurtanın yokluğu ya bebeğin ailesi ya da doktoru tarafından fark edilir. Yenidoğan bebeğin olağan muayenesinde mutlaka yapılması gereken bir muayene olup, ailenin yönlendirilmesi gereklidir. Muayenede bulunamayan testis söz konusu olduğunda mutlaka konu ile ilgili uzmana başvurulmalıdır. Zaman zaman her şey normal olduğu halde testis fark edilemeyebilir. Konu ile ilgili uzman tarafından da muayenede bulunamaması halinde, yardımcı görüntüleme araçlarından yararlanılmalıdır: Tanı da ultrasonografi en sık başvurulan, en yararlı tanı aracıdır. Testisin yerini, ilişkilerini ve boyutlarını öğrenme, diğer testis ile karşılaştırma olanağı sağlar. Laparoskopi: Yerinde ve kasıkta bulunamayan hastalarda hem testisin varlığını ve konumunu saptamak hem de uygu olgularda tedaviye yönelik girişim amacıyla giderek daha yaygın kullanılmaktadır. Magnetik rezonans görüntüleme(MR ya da emar) ve bilgisayarlı tomografi gerekli hastalarda kullanılmaktadır.

Araştırma operasyonu:

Bulunamayan testis olgularında hem araştırma hem de tedavi amaçlı olarak uygulanmaktadır. Birlikte fıtık sıktır. Belirtili olarak bulunmasa da çoğu hastada operasyonda karşılaşılmaktadır.

Tedavi:

Erkeklerde torbalardaki ısı vücut ısısından 2-4 derece daha düşüktür. Bu sıcaklık testisle ilgili yapıların gelişmesi ve normal işlev görmeleri için zorunludur. Vücut içinde bulunan testiste yüksek ısı nedeniyle olumsuz değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler 6. ayda başlamaktadır. Giderek artan yapısal bozukluklar uzun sürdüğünde çocuk sahibi olma yeteneğinin kaybına(steriliteye) kadar varan sonuçlara yol açabilir. Ameliyatla yerine indirilen testisler normal gelişimine kaldığı yerden devam ederler. İnmemiş testis öyküsü olanlar arasında sterilite oranı yüksek olmasına karşın, erken yaşta indirilmiş olanlarda bu oranın düşük olduğu bildirilmektedir. İnmemiş testisten kötü huylu tümör çıkma olasılığı da normale oranla 5-10 kez daha sıktır. Ancak genellikle 30-40 yaştan sonra görülmekte olup erken yaşta testisin yerine indirilmesi ile bu oranının azalmadığı bildirilmekte olup konu tartışmalıdır.

Tedavi zamanı:

80’li yıllarda; 3 yaşına kadar geciktirilen cerrahi tedavi 90’lı yıllarda 2 yaşına ve nihayet 1,5 yaşına kadar inmiştir. Bugün genel eğilim testisi yerine indirme operasyonunun 12 aydan önce, en geç 18. ayda yapmak tarzındadır.

Hormonal tedavi:

Günümüzde düşük başarı oranı ve yan etkiler nedeniyle fazla taraftar bulmamaktadır. Ancak bazı yazarlar düşük doz hormon uygulamasının yan etkiler olmaksızın operasyonu kolaylaştırdığını savunmaktadırlar.

Operasyon

Yine günübirlik cerrahi(daysurgery) tarzında yapılır. Hazırlık fıtıktaki gibidir. Genellikle birlikte fıtık onarımı da gerçekleştirilir. Teknik basitçe testisin torba derisinin altına yerleştirilmesi şeklindedir. Eğer testis erimesi söz konusu ise kalıntıların çıkarılması(ailenin izni ile) gerekir. Hastalar 2 hafta sonra ve 6 ay sonra kontrol edilmelidir.,

Ameliyat sonrası problemler:

Deneyimli ellerde bu oran % 5’in altındadır. En sık problem atrofi (testis erimesi)'dir. Yara enfeksiyonu, geri kaçma, geç dönemde sperm kanalı tıkanıklığı ve çocuk sahibi olamama diğer problemler olarak sayılabilir.

Testis ve Torbaların Acil Durumları (Akut Skrotum ve Testis Torsiyonu vb.)

Akut(Acil) skrotum: Testisin kızarık, şiş ve ağrılı halleri acil bir durum olduğunu işaret eder ve akut skrotum olarak tanımlanır. Bu belirtilerden biri ya da birkaçı görüldüğünde önemsenmeli ve aksi kanıtlanana dek acil operasyon gerektiren bir patoloji olarak kabul edilmelidir. En kısa sürede(saatler hatta dakikalar içinde) hekime başvurulması gerekli olup, tanı ve tedavisi ivedilikle yapılmalıdır.

a. Testis Dönmesi (Testis torsiyonu):

Testisin damar, sinir ve sperm yolundan ibaret olan uzantılarının etrafında dönmesi (360-720 derece ya da daha fazla burulması) sonucu oluşur. Karın alt kısımlarında ve kasığa yayılan ağrı, bulantı ve kusma da tabloya eşlik edebilir. Bir çok hastada bu durumun bir darbe (travma) öyküsüne sahip olduğu unutulmamalıdır. Testisin torbada bulunmadığı durumlarda da birlikte karın alt bölgesinde ya da kasıkta ağrı inmemiş testiste bir acil duruma işaret edebilir.

b. Testis ve Torbalarla İlgili Diğer Acil Durumlar:

Bu belirtiler ayrıca testisin aşağıda belirtilen bir çok başka hastalığında da görülebilmektedir. Konunun aydınlatılması için bir uzmanın desteği gerekir:

• Testisin ve/veya üzerinde bulunan sperm keseciklerinin (epididim) iltihaplanması,
• Testis üzerinde bulunan ve apendiks testis denilen küçük uzantıların torsiyonu (dönmesi),
• Torbada sonradan oluşan su birikmeleri (akut hidrosel),
• Nedeni bilinmeyen ancak allerji olduğu düşünülen torba şişmeleri(idiopatik skrotal ödem),
• Bir darbe sonrası gelişebilecek kanamalar (travmatik hematom),
• Testis urları (tümör),
• Başka bazı hastalıkların testis ve torbalara yansıyan belirtileri, aynı tarafta fıtığı olan hastada patlamış (perfore) apandisit ve torbada apse.

Tanıda doppler ultrasonografi eğer acilen yapılabiliyorsa çok yardımcıdır. Özellikle deneyimli ellerde testisteki kan akımı değerlendirilerek torsiyon-enfeksiyon ayırımı yapılabilir. Acil testis sintigrafisi tanı için kullanılabilir.

Testis Torsiyonunda Tedavi:

İlk 6-8 saatte operasyon büyük oranda (% 85-97) testisi kurtarabilmektedir. Elbette süre ile birlikte torsiyonun derecesi de hasarlanmada belirleyici etkendir. 24 saatten uzun öyküsü olanlarda testis canlılığı % 10’un altındadır. Torsiyon düzeltilir, kanlanma mevcut ise testis uygun konumda torbaya tespit edilerek(sabitlenerek) bırakılır. Şüphe varsa biopsi(parça) alınabilir, ancak açık doku ölümü varsa testis ve uzantıları çıkarılır. Benzer anatomik özellik nedeniyle torsiyon riski taşıdığı için karşı tarafa da, aynı seansta yumurta sabitleme işlemi (tespit) uygulanmalıdır.

Göbek Fıtığı

Ağlama ya da ıkınma sırasında göbekte oluşan şişlik ile kendini gösteren bir karın duvarı açıklığıdır. Görünen şişliğin büyüklüğü değil açıklığın çapı önemlidir. Açıklık(defekt) 1 cm’den ufak olanların % 80‘i ilk 8 ay içinde, % 90‘ı ise ilk 3 yıl içinde kapanır. Geri kalanların yarısı da 4-5 yaşına kadar kapanabilmektedir.

Tedavi:

Para veya flaster(bant) yapıştırma ya da kuşak bağlamanın iyileşmeye kolaylaştırıcı ya da çabuklaştırıcı bir katkı sağlamadığı gösterilmiştir. Aksine özellikle küçük bebeklerde yapıştırılan flasterler cilt erozyonu ve enfeksiyona neden olabildiğinden sakıncalı bulunmaktadır. Cerrahi tedavi 4 yaşından büyüklerde düşünülmelidir. Ancak defekti büyük olanlar ile ağrı yakınması olanlar için 4 yaş beklenmeyebilir. Açıklığın tam göbek halkası içinde olmadığı hastalarda kendiliğinden kapanma gerçekleşmeyebilir. Orta hatta göbek altı ya da üstü yerleşimli, adeta deri altında küçük bir yağ bezesi izlenimini veren oluşumların da göbek çevresi fıtığı (paraumblikal fıtık-epigastrik fıtık) olabileceği akla getirilmelidir. Bu fıtıklar genellikle kendiliğinden kapanmazlar ve ameliyatla tedavi edilirler.

Göbek Granülomu

Göbek kordonunun kesilmesinin ardından iyileşme yerinde gelişen, aşırı üretilmiş bir iyileşme dokusudur (granulasyon). Göbeğin kesilme şekli ve zamanıyla ilişkisi yoktur. Göbek düştükten 1-2 hafta sonra, göbekte sarımtırak akıntı ile kırmızı renkli, boyutları 1 mm’den 1-2 cm’ye kadar değişen bir doku büyümesi ile ortaya çıkarlar(Resim 5-6). Granülomlar ağsı hücreler ve damarlardan meydana gelmiş hücre yığınları olup sinir dokusu içermezler. Bu nedenle de alınmaları ağrılı değildir.

Tedavisi kimyasal bir yakıcı ile (gümüş nitrat) ile yakılması (koterizasyon) veya büyük olanlar için çıkarılmasıdır. Yakılmaya rağmen göbek akıntısı devam eden olgularda doğuştan gelen açık kalmış kanal artıklarından kuşkulanılmalıdır.

Eğri Boyun Hastalığı (Tortikolis)

Boyunda eğrilik oluşturan birçok hastalık bulunmakla birlikte tortikollis denilince akla ilk gelen bebeklerde görülen tablodur. Yakınma boynun sağ ya da sol tarafında uzanan kaslar üzerinde bir şişlik bulunması, boynun tutulan tarafa doğru eğriliği ve aynı taraf yüzün diğerine göre kısmen küçük olduğunun fark edilmesidir(asimetri). Bazen anneler bebeğin hep aynı tarafa dönerek yattığını da söyleyebilirler. Tüm doğumların % 0.4’ünde rastlanır. Doğumdan yaklaşık 2-3 hafta sonra belirmeye başlar. Şişlik 1-3 cm boyutlarda olup hastaların %2-8’inde iki taraflıdır. Nedeni bilinmemektedir. Doğum travması, anne karnındaki duruş pozisyonuna bağlı olduğu açıklamaları tüm hastalarda geçerli olamamıştır.

Etkilenen taraf kasta şişlik bölgesinde sertleşme ve kas kısalığı meydana gelmekte ve aynı taraf yüzde küçük kalma görülmektedir.

Tedavi:

Öncelikle ameliyatsız tedavi denenir. Boyun egzersizleri(alıştırmaları), yüzün her iki omuz hizasına kadar döndürülmesi ile yaptırılan pasif egzersizden oluşmaktadır. Her gün ve yoğun olarak yapılması gereken bu egzersizlerin ideali bir fizyoterapist eşliğinde, aile tarafından yapılmasıdır. Aile egzersizlerin önemi konusunda uyarılmalı ve eksiksiz yapılması sağlanmalıdır. Hasta önceleri 1 daha sonraları 2 aylık aralarla kontrol edilir. Uygun tedaviden sonra tam düzelme sağlanır. Cerrahi tedaviye nadiren gerek olur. Cerrahi tedavi; uygun yapılmayan konservatif tedavi sonucu kısa kas ve ilerleyici yüz asimetrisi gelişen ve bir yaşını geçmiş hastalarda 12-15 aylıkken yapılır. Hiç tedavi yapılmamış ve bir yaşın üstünde ilk kez hekime başvuran hastalarda da cerrahi tedavi daha uygundur.

Labial Yapışıklık

Kız çocukların cinsel organlarındaki küçük dudaklar olarak tanımlanan ve iki yanda bulunan yapıların birbirlerine yapışarak giriş kısmının, hatta bazen idrar çıkış deliğinin de önünün beyaz-mavimsi, ince bir doku ile kapanması durumudur. Doğuştan olmayıp genellikle ilk 6 aydan sonra oluşur. Yapışma alt köşeden başlayarak klitorise kadar ilerleyebilir. Bölgeyi nemli tutan salgıların azaldığı bir dönemdeki kuruluk ya da bölgenin tahrişine bağlı oluşmaktadır. Tahriş; kostik sabun ya da şampuanlar, kıl kurdu, cinsel istismar veya mantar türü enfeksiyonlar sonucu oluşabilir. Bir çok hastada idrar yapma problemi ortaya çıkınca fark edilir. Oluşan kapanma gerisinde idrar birikmesi ya da idrar yolu enfeksiyonuna bağlı yakınmalar görülebilir.

Tedavi;

öncelikle tahriş ya da enfeksiyonun ortadan kaldırılmasına yönelik olmalıdır. Yapışıklığın düzelmesi için 2-3 haftalık hormon içeren pomat uygulamaları genellikle yeterli olmaktadır. İnatçı olgularda cerrahi olarak ayrılması(release) uygulanır. İşlem künt olarak(kesmeden) dudakları ayırmaktan ibaret olup, kesme gerektiren bir durum yoktur. Cerrahiden sonra sık bölgesel bakım ve kontrol ile 2-3 haftalık uygulaması önerilmelidir. Tekrarlama eğilimi yüksek olduğundan lokal uygulama ve tahriş edicilerin uzaklaştırılması ihmal edilmemelidir.

Anüsten Kan Gelmesi Durumları

Çocukluk çağında gaita yaparken ya da sonrasında kan gelmesi sık karşılaşılan ve önemsenmesi gereken bir durumdur. Çok sayıda hastalık için bir ön belirti olarak karşımıza çıkar. Kanamanın kaynağı belirleninceye kadar araştırılmalıdır. Ancak burada en sık bu duruma neden olan birkaç hastalıktan söz edilecektir.

a. Anüste Çatlak(Anal fissür):

Çocukluk çağındaki dışkılama sırasındaki kanama nedenleri arasında ilk sırada yer alır. Her yaşta görülmekle birlikte bebeklikten çocukluğa geçiş döneminde daha sıktır. Bu dönemde katı gıdalarla beslenmeye geçildiğinde çocuğun gaitası da giderek katılaşmaya başlar. Birçokları için sorunsuz geçen bu dönem, bazılarında daha katı ve büyük hacimli gaita yapma şeklinde olmaktadır. Bunun sonucu olarak anüs kenarında yırtık(çatlaklar) oluşmaktadır. Son derce acı veren bu yaralanma gaitanın daha da geciktirilmesi sonucunu doğurur. Daha katı ve daha hacimli gaita giderek daha derin fissür açılmasına yol açan bir kısır döngü içine girer.

Tanı:

Gaita üzerinde çizgi şeklinde kan görülmesi tipiktir. Gaita yapmanın acı verici olduğu, çocuğun gaita yapmak istemediği anlatılır. Kan hemen her zaman sert ve katı gaita ile birliktedir. Anal muayene ağrılı olmakla birlikte genellikle fissürü görmeye olanak tanır. Fissürün dış ucunda genellikle bir deri katlantısı(nöbetçi urve) bulunur. Birçok anne bu katlantı nedeniyle doktora başvurur.

Tedavi:

Tedaviye mevcut kabızlığın ortadan kaldırılmasıyla başlamak gerekir. Kabızlık uzun dönemde gaitanın yumuşatılması, aralıklarının sıklaştırılması ile ortadan kaldırılabilir. Aynı dönemde ılık oturma banyoları ve ağrı kesici kremlerle fissürün iyileşmesi sağlanmalıdır. Ağrısız ve yumuşak gaita yapmaya başlamak tedavide en önemli aşamadır. Ancak kolayca tekrarlayabileceği unutulmamalı, aile gaita ve beslenme alışkanlıkları konusunda uyarılmalıdır. Kronikleşen olgularda operasyon gerekebilir. Çocuklarda nadiren başvurulur.

b. Rektal Polip(Juvenil Polip):

Polip bir sap ucundan ya da sapsız olarak bir yere bağlı bir çeşit urdur. Çocukluk çağında en sık kanama nedenlerinden biridir. 5-15 yaşları arasında görülür. Boyutları 2-20 mm kadar olabilir. Olguların yarısında tek polip olmasına karşın sayıları 10’a kadar çıkabilmektedir. Barsak duvarına genellikle bir sapla bağlıdır. Gaita sürtünmeleriyle yüzeyinden kolayca kanar. % 70’inin son barsak (rektum), %15’inin de altbarsak (sigmoid) yerleşimli olduğu bildirilmektedir. Hemen tamamı iyi huylu urlar olmakla birlikte patolojik inceleme şarttır. Ilk belirtisi gaitada kan görülmesidir. Çizgi halinde gaitanın üzerine bulaşmış bir halde ya da gaitadan hemen sonra birkaç damla olarak görülebilir. % 10 olguda ilk belirti dışkılama sırasında anüsten polip sarkmasıdır. Kramp tarzı karın ağrıları ve hafif ishal de yakınmalar arasında bulunabilir. Kendiliğinden kopma sonrası daha fazla bir kanamadan söz edilir. Tanı çoğunlukla muayene ile konulur. Şüpheli olgularda ilaçlı kalın barsak filmi veya endoskopik muayene yapılmalıdır.

Tedavisi ameliyatla çıkarılmasıdır. Genel anestezi altında anal yoldan girişim uygulanır. Günübirlik cerrahi şeklinde yapılarak hasta aynı gün evine gidebilir.

c. Barsakların İç İçe Girme Tıkanıklığı (İnvaginasyon):

En sık 4-12 aylık bebeklerde görülmekle birlikte tüm yaşlarda görülebilir. Bol çilek jölesi şeklinde kanama ve kramplar tarzında zaman zaman gelen karın ağrıları ile birliktedir. Çocuk gaita yapmaz ya da yapınca da parlak kırmızı ve cıvık kıvamda kanlı yapar. Bir kabızlık ya da sıklıkla ishal sorası da görülebilir. Ağrılar arasında çocuk başlangıçta sakindir. Ancak erken fark edilmezse önce kusma ve karın şişliği; giderek ateş ve düşkünlük tabloya eklenir. Su kaybı nedeniyle hasta ileri derecede halsizdir. Barsakların birbiri içine eldiven parmağı ya da dürbün gibi girmesi olarak tarif edilebilir. Nedeni genellikle belli değildir. Daha büyük çocuklarda bu duruma küçük barsak urları(polip), kitleler ve doğuştan gelen bazı yapılar(divertikül gibi) yol açabilmektedir.

Tedavisi:

Öncelikle hastanın genel durumu düzeltilmeli, sıvı ve elektrolit kayıpları yerine konulur. Tedavi üç aşamalıdır. Birinci aşama ile başlanır ve bu aşamada tedavi edilemeyen hastaya ikinci aşama, yeterli gelmezse üçüncü aşama tedaviye geçilmelidir.

• Birinci aşama(Ameliyatsız-Nonoperatif Tedavi):

İç içe geçmiş olan barsağın bu durumdan kurtarılmasına yönelik işlemleri içerir. Öncelikle Anal yoldan verilecek sıvı ya da havanın sağlanan basınçla içteki barsağın çeşitli görüntüleme yöntemleri kılavuzluğunda geri çıkarılması denenir. En sık uygulanan yöntem ultrasonografi ile izlenirken anüsten serum verilerek yapılmasıdır. Halen giderek daha sık uygulanmakta olan en güvenli yöntemlerden biridir. Erken dönemde(ilk 24-48 saat) gelen hastaların % 85-90’ı bu yöntemle tedavi edilebilir. Tedavi sağlanamazsa ve hastanın durumu uygun ise yeniden denenebilir. Bu yöntemle başarı sağlanamazsa hasta ameliyat edilmelidir.

• İkinci aşama (Ameliyat):

Ameliyatsız tedavinin başarısız olması durumunda ya da belirtilerin başlamasının üzerinden uzun süre geçmişse doğrudan ameliyat yapılır. Ameliyatta barsaklar elle düzeltilir.

• Üçüncü aşama (Ameliyat):

Ameliyatta elle düzeltme denemesi de başarısızlıkla sonuçlanırsa etkilenmiş barsak bölümü çıkarılarak barsaklar yeniden uç uca dikilir. Bu durum gecikmiş hastalarda daha sık meydana gelir.

 

Çocuklarda Kabızlık ve Dışkı Kaçırma Hastalığı

Basitçe tanımlamak gerekirse kabızlık katı gaitanın, seyrek ve zorlukla dışkılanmasıdır. Seyreklik kavramı kişiden kişiye değişmekle birlikte genel olarak çocuklarda iki günde bir ile bir günde iki dışkılama normal sayılmaktadır. Bebeklerde özellikle anne sütü alanlarda günlük dışkılama sayısı daha fazla olabilir.

Nedenleri:

En sık karşılaştığımız tür olan basit kabızlık, anne sütü kesildiğinde yerine başlanan besinlere uyum sağlama aşamasında veya tuvalet eğitimi sırasında başlamaktadır. Seyrek olarak anne sütüne ek olarak, bebek için yeni olan besinler başlandığında da ortaya çıkabilir. Burada seçilen besinin niteliği önemli olmakla birlikte bünyesel faktörlerin de rolü vardır. Sık görülen bu basit tipin yanı sıra kabızlığa, kullanılmakta olan ilaçlar(demir ilaçları, idrar söktürücüler, bazı psikiyatri ilaçları,..) neden olabileceği gibi, bu durum bazı önemli hastalıkların ilk habercisi de olabilir. Bu hastalıklardan bazıları şunlardır:

. Doğuştan olan darlık ve anomaliler(anüste çatlak, darlık, apse, basur, tümör,..),
. Barsakların bir bölümünde sinir hücrelerinin doğuştan yokluğu ile karakterize hastalıklar(Hirschprung hastalığı ve benzerleri),
. Bazı hormon bozuklukları(tiroid ve paratiroid hormon eksikliği, kistik fibroz, şekersiz şeker hastalığı gibi),
. Nörolojik bozukluklar(bazı kas hastalıkları, inme vs)
. Psikolojik sıkıntılar(aile içi huzursuzluk, kardeş gelmesi, tuvalet eğitimi, gibi)...
. Beslenme bozuklukları(Çeşitli nedenlere bağlı iştahsızlıklar, aşırı inek sütü alımı, anne sütünden yoksun beslenme, uzamış kusmalar,..)
. Diğer nedenler.

 

Bu liste daha da uzatılabilir. Mevcut kabızlığın bu hastalıklardan kaynaklanıp kaynaklanmadığının araştırılması için mutlaka konuyla ilgili bir uzmana başvurulması gerekir. Konunun önemsenmemesi tedavide gecikmelere yol açabilir.

Tanı:

İlk belirti bebek ya da çocuğun gaitasını yaparken zorlanması ve acı çekmesidir. Hatta dışkılama hastayı ağlatacak kadar ıstırap verici olabilir. Gaita aralıkları gitgide uzar. Bebeğin bezini değiştiren anne gaitanın seyrekliğini ve giderek kıvamının arttığını fark eder. Ancak gaitasını kendi başına yapacak yaştaki çocuklarda bu seyreklik gözden kaçırılabilir. En sık yanılgı gaitanın iyice katılaşmamış olmasıdır. Gaita kıvamındaki belirgin artışlar çocuğun gaitası iyice sert olmasa bile kabızlık lehine yorumlanmalıdır. Çocukta gaita yapmadığı dönemlerde karın ağrıları, hatta bazen kusma bile ortaya çıkabilir. Büyük çocuklarda gaitanın özellikle ilk kısmı kuru, sert ve iridir. Üzerinde çizgi şeklinde kan görülebilir veya küçük küçük sert parçalardan oluşabilir. Kan miktarı fazlaysa başka önemli bir nedeni olabileceği unutulmamalıdır.

Tedavi:

Uzun süren ya da eksik tedavi edilen kabızlık sonucu anüs kenarında çatlak oluşur. Daha sonraları anüs kenarlarında mor renkte damar genişlemeleri belirir. Eğer kabızlık tedavisiz kalırsa, bunlar daha ileri yaşlarda(ilk gençlik döneminde) hemorid(basur) halini alırlar.

Uzun süren olgularda giderek dışkılama mekanizması bozulacaktır. Bunu gaita kaçırma ve hatta gaitasını hiç tutamama gibi tedavisi son derece güç durumlar izleyebilir. Bu nedenle tedavi başlangıcında alınan iyi sonuçlara bakarak tedavi kesilmemeli, tekrarlamaması için sabırla ve dikkatle sürdürülmelidir.

Tedavide özellikle kabızlık nedeni olduğunu iyi bildiğimiz besinler(muz elma ve havuç, kola, çay, aşırı tüketiliyorsa inek sütü) kabızlık geçene kadar diyetten uzaklaştırılmalıdır. Dolayısıyla bu besinleri bebeklere başlarken aşırıya kaçmamaya özen gösterilmesi yerinde olacaktır. Çok miktarda inek sütü tüketen çocuklarda kabızlık ortaya çıkmasından bu besini tek başına sorumlu tutanlar da vardır. Kabızlığın derecesine göre gaita yumuşatıcı ilaçların da doktor kontrolünde kullanımı faydalı olacaktır. Eğer çatlak varsa tedavisi edilmeli ve çocuğun acı duymadan gaita yapması sağlanana kadar tedaviye devam edilmelidir.

Çocukta iyi bir tuvalet alışkanlığı sağlanabilmesi için şunlar önerilebilir. Ne zaman nerede geleceği belli olmayan dışkılama arzusu çoğunlukla en olmadık zamanları seçer ve ertelenir. Her erteleme kabızlığa bir adımdır. Her gün, özellikle bir öğünün(örneğin kahvaltının) peşinden gaita yapmaya alıştırılan çocukların tüm yaşantıları boyunca rahat ettikleri bildirilmektedir. Gaita tutma becerisi çocuktan çocuğa büyük değişiklikler göstermekle birlikte genellikle 1-3 yaş arasında gerçekleşir. Bu eğitim sırasında çocuğa baskı yapılmamalı, yüreklendirmekle yetinmelidir. Asla ceza konusu olmamalı ve bunun normal bir vücut işlevi olduğu uygun bir dille anlatılmalıdır.

Bebeklerin Mide Çıkışı Tıkanıklığı (İnfantil Pilor Stenozu)

Kusma ile başlar. İki haftalık ile iki aylık arasındaki bebeklerde görülen, nedeni tam olarak bilinmeyen bir problemdir. Kusma safrasız beyaz renkle ve kesilmiş süt tarzındadır. Bebek anneyi iştahla emer ya da mamasını yer. Ancak bir süre sonra fışkırır tarzda kusar. Anneler bebeklerin kusacağını karın bölgesindeki hareketlenmeden anladıklarını söylerler. Ancak bebeğin açlık hissi ve iştah devam eder. Bu bebekler kilo almakta zorlanırlar ve hatta bir süre sonra zayıflayarak doğum kilolarına kadar gerilerler. Uygun uzman tarafından görülene kadar da bu durum sürer gider. Kusmanın nedeni mide çıkış kanalının etrafını saran kaslardaki aşırı kalınlaşmadır. Kalınlaşma o kadar artar ki kanal giderek incelir ve besinler mideden oniki parmak barsağına geçemezler.

Tanı:

Tanısı muayene ile konulur. Muayenede üst karın bölgesinde kalınlaşan kas bir zeytin tanesi gibi hissedilir. Ultrasonografik olarak kas kalınlığı ölçümü tanıda giderek daha fazla kullanılmaya başlamıştır. Şüpheli durumlarda ilaçlı mide filmi çekilmesi nadiren kullanılan bir yöntemdir.

Tedavi: 

Tedavisi cerrahidir. Ameliyatta kalınlaşan kas tabakası kesilerek içteki mukoza adı verilen tabakaya kadar aralanır. Böylece geçiş yeniden sağlanmış olur.Tedaviden sonra bu bebekler hızla kilo almaya ve akranlarını yakalamaya başlarlar.

Sünnet (Yenidoğan ve Çocukluk Döneminde) ve Çocuk Ürolojisi ile İlgili Hastalıklar (Hipospadias vb.)

Birkaç yöntemle yapılmaktadır.

Çan yöntemi:

Yaşa uygun iki metal plaka arasında sünnet derisi sıkıştırılır ve dışta kalan bölüm kesilir. Kanamasız olup sıklıkla yenidoğan bebeklerin sünnetinde tercih edilir.

Lazer ya da koter yöntemi:

Sünnet derisinin bu elektrikli aletler yoluyla kesilmesidir. Ehil olmayan ellerde tehlikeli olabileceği ve kalıcı saatlıklar bırakabileceğinden önerilmemektedir.

Cerrahi yöntem:

Klasik olarak cerrahi yoldan kesilerek uçların birbirine dikilmesi şeklinde yapılır. En yaygın kabul gören ve bizim de kullandığımız yöntem bu yöntemdir.

Yapılma yaşı

Tartışmalı bir konu olmakla birlikte genel olarak kabul gören görüş iki yaştan önce ya da altı yaşından sonra yapılmasıdır. Bu yaşlar arasında özellikle ruhsal açıdan çocukların olumsuz etkilendikleri, bunun kendilerine anne ve babası tarafından verilmiş bir ceza olduğunu düşündükleri savunulmaktadır. Elbette tıbbi gereklilikler her yaşta yapılmasını gerektirebilir. Yenidoğan döneminde sünnet konusunda farklı görüşler bulunmakla birlikte, özellikle yaşamın ilk iki haftasında bebeğin hızlı iyileşme özelliğinden yaralanmak üzere yapılmasını önerenler giderek artmaktadır. Yenidoğan sünnetinin özellikle ehil ellerde yapılması gerektiği unutulmamalıdır.

Yapacak kişiler

Ülkemizde sünnet, en eski hekimlik uygulamalarını düzenleyen kanunda belirtildiği gibi hekimler, sağlık memurları ve hatta uygun süre bir sağlık memuru ile çalışan kişilerce bile yapılabilmektedir. Ancak günümüzde en yaygın çocuk cerrahları, ürologlar ya da genel cerrahlar tarafından yapılmaktadır. Ancak şartlar uygun olmadığında en azından ehil bir doktor tarafından yapılması gerekir.

Nasıl ve nerede yapılmalı?

Toplum tarafından bir hayli önem verilen bir organ için yapılacak cerrahi işlemin, hastane koşullarında ve hatta ameliyathanede yapılması en doğru seçim olacaktır. Halen pek çok sağlık kurumunda lokal ve genel anestezi ile sünnet yapılmaktadır. Ancak son yıllarda kullanılacak anestezi şeklinin de genel anestezi olması gerektiği konusunda artık bir fikir birliği oluşmuştur. Günümüzde genel anestezi giderek daha güvenli hale gelmiştir. Zaten kısa süreli(15-20 dk.) ve uygulanan ağrı kesme yöntemleri(penil blok ya da kaudal blok gibi) sayesinde sonuna doğru yüzeyelleşen bir anestezi uygulanmaktadır. Genel anestezi hem çocuğu ruhsal bakımdan koruyacak hem de iyileşme süreci kısalacaktır. Şüphesiz bu konforlu ve daha insancıl bir yaklaşım olmaktadır.

Lokal anestezide ise; hangi koşullarda ve yaşta yapılırsa yapılsın çocuk pipisine yapılacak olan iğne yüzünden büyük korku ve panik yaşamaktadır. Bu anlar çocuk tarafından yaşamı boyunca korkuyla hatırlanmaktadır.

Komplikasyon ve sakıncalar

Sünnet sırasında derinin fazla ya da az bırakılması, kötü nedbe dokusu kalması, kanama, şekil bozuklukları, idrar yolunun zarar görmesi gibi kalıcı sakatlıklar ve enfeksiyon karşılaşılabilecek problemlerdir. Ehil kişilere yaptırılması ile bu tür komplikasyonlar en aza indirilebilmektedir.

Çocuk nasıl hazırlanmalı?

Anlayabilecek yaştaki çocuklarla sünnet kararı birlikte alınmalıdır. Çocuğun bu konuda çevre ve arkadaşları tarafından yanlış bilgilendirilmesine meydan verilmeden konu anlayacağı basitlikte anlatılmalı, konuşma ile sünnet arasındaki süre de kısa tutulmalıdır. Operasyondan önce ilgili hekim tarafından muayene edilmelidir. Böylece hem operasyon sırasında karşılaşılabilecek sürprizlerden(örn: doğuştan sünnetlilik-hipospadias gibi) kaçınılmış ve gerekli kan tahlilleri istenmiş olacaktır, hem de çocuk ve aile birinci ağızdan operasyon ile ilgili ayrıntıları öğrenme fırsatını bulacaklardır.

Uyarılar

Halk arasında doğuştan sünnetli ya da peygamber sünnetli olarak bilinen hipospadias durumu varlığında kesinlikle sünnet yaptırılmamalıdır. Çünkü bu hastalarda idrar deliği olması gereken yerde değildir. Bu durumun ameliyatla düzeltilmesi gerekir. Yapılacak ameliyatlarda sünnet derisi kullanılmaktadır.

Ailede kan hastalığı ya da kanama hastalığı varsa çocuk hiç bir yakınması olmasa bile bir doktora başvurulmadan sünnet ettirimemelidir. Düşme ya da diş çekimi sonrası uzun süre kanama öyküsü olan, iğne yapıldıktan sonra veya bir darbe sonrası büyük şişlik ve çürükleri oluşan çocuklar ile zaman zaman kendiliğinden diş eti ya da burun kanaması olan çocukların mutlaka kan testleri yapıldıktan sonra sünnet edilmeleri gerekir. Ailede bulunan kronik(müzmin) hastalıklar, önceden geçirilmiş önemli rahatsızlıklar(örn hastanede yatmayı gerektiren) ve ameliyatlar da girişimi yapacak olan hekim tarafından bilinmelidir. Sorunları olan hastalarda sünnetten önce gerekli önlemler alınarak tehlikeli durumlar oluşmasının önüne geçilebilmektedir.

Daha fazla bilgi için: Alo Acıbadem 444 55 44